Blog • Travma

Kompleks Travma: Tehlike Geçtiğinde Beden Neden Hâlâ Kendini Korumaya Devam Eder?

Tehlike sona erdiğinde bile bedenin ve zihnin korunma düzeninin neden devam edebildiği üzerine.

Travma denildiğinde çoğu zaman aklımıza tek ve sarsıcı bir olay gelir: bir kaza, doğal afet, saldırı, kayıp ya da yaşamı tehdit eden başka bir deneyim.

Ancak bazı travmalar tek bir olaydan oluşmaz.

Bazen tehlike tekrar eder. Bazen yıllarca sürer. Bazen de kişinin kaçmakta zorlandığı ve güven duyması gereken ilişkilerin içinde yaşanır.

Kompleks travma, genellikle uzun süreli, tekrarlayan ve özellikle kişilerarası nitelikteki travmatik yaşantıların insanın duygu düzenleme biçimi, kendilik algısı ve ilişkileri üzerindeki daha geniş etkilerini anlatmak için kullanılan bir kavramdır.

Çocukluk döneminde sürekli ihmal, şiddet veya istismar; öngörülemez ve korkutucu bir bakım ortamı; uzun süreli aile içi şiddet ya da kişinin kaçmasının zor olduğu başka travmatik koşullar bu çerçevede ele alınabilir.

Burada önemli olan yalnızca ne yaşandığı değil, kişinin bu yaşantılar sırasında kendisini koruyabilmek için ne öğrenmek zorunda kaldığıdır.

Çünkü insan zihni tehlikeye uyum sağlar.

Bir çocuk bulunduğu ortamın ne zaman güvenli, ne zaman tehdit edici olacağını kestiremiyorsa çevresindeki küçük değişikliklere karşı son derece dikkatli hale gelebilir.

Bir ses tonundaki değişiklik.

Bir yüz ifadesi.

Kapının biraz sert kapanması.

Normalden uzun süren bir sessizlik.

Başkalarının fark etmeyeceği küçük işaretler onun için önemli olabilir. Çünkü bir zamanlar bu işaretleri erken fark etmek, yaklaşan tehlikeyi anlamanın yollarından biri olmuş olabilir.

Sorun, yıllar sonra ortam değiştiğinde ortaya çıkar.

Tehlike geçmiş olabilir; fakat tehlikeyi tanımayı öğrenmiş sistem aynı hızla değişmeyebilir.

Yetişkinlikte kişi küçük bir eleştiriyi beklenenden daha yoğun yaşayabilir. Bir mesajın geç gelmesi terk edilme korkusunu tetikleyebilir. Karşısındaki kişinin yüzündeki belirsiz bir ifade, zihinde hızla “Bir şey yanlış” düşüncesine dönüşebilir.

Dışarıdan bakıldığında tepki bugüne ait gibi görünür.

Oysa bazen bugünkü olay yalnızca düğmeye basmıştır; alarm sisteminin nasıl çalışacağını öğreten deneyimler çok daha eskidir.

Bu nedenle kompleks travmayı yalnızca geçmişte yaşanmış kötü olayların toplamı olarak düşünmek eksik kalır. Travmatik deneyim sona erdikten sonra bile onun bıraktığı örüntüler kişinin duygularında, kendisiyle ilişkisinde ve başkalarına yaklaşma biçiminde devam edebilir.

Örneğin kişi sürekli tetikte olabilir.

Rahatlamakta zorlanabilir.

Yoğun duygular karşısında hızla taşabilir ya da tam tersine hiçbir şey hissetmiyormuş gibi uzaklaşabilir.

Bazen beden de bu deneyimin bir parçasıdır: gerginlik, irkilme, donakalma ya da açıklaması zor bir huzursuzluk hissi ortaya çıkabilir.

Fakat kompleks travmanın etkileri yalnızca korkuyla sınırlı değildir.

Travma kişinin kendisi hakkında anlattığı hikâyeye de yerleşebilir.

Özellikle travmatik yaşantılar çocuklukta ve yakın ilişkiler içinde gerçekleştiğinde çocuk için şu düşünceyi kurmak zor olabilir:

“Bana bakım vermesi gereken kişi yanlış davranıyor.”

Bunun yerine başka bir açıklama daha mümkün hale gelebilir:

“Sorun bende olmalı.”

“Yeterince iyi değilim.”

“Çok fazla şey istiyorum.”

“Sevilmek için daha uyumlu olmalıyım.”

“İnsanları kızdırmamalıyım.”

“Kimseye yük olmamalıyım.”

Bir zamanlar yaşananları anlamlandırmaya yarayan bu düşünceler, yetişkinlikte kişinin kendilik algısının sessiz kurallarına dönüşebilir.

Bu yüzden kompleks travmanın izlerinden biri bazen yalnızca korku değil, utançtır.

Kişi kötü bir şey yaşadığını düşünmekten çok, kendisinde kötü ya da eksik bir şey olduğuna inanabilir.

İlişkiler de bu geçmişten payını alabilir.

İnsan yakınlık isteyebilir ama yakınlık aynı zamanda tehdit edici gelebilir. Sevilmek isterken terk edilmekten korkabilir. Güvenmek isterken karşısındakinin davranışlarını sürekli kontrol edebilir. Bir çatışma sırasında yalnızca o anki anlaşmazlığı değil, ilişkinin tamamen kaybedilme ihtimalini hissedebilir.

Bazen bunun tam tersi olur.

Kişi çatışmadan kaçınır.

“Hayır” demekte zorlanır.

Başkalarının duygularını kendi duygularından önce fark eder.

Ortamın huzurunu korumak için kendi ihtiyaçlarını geri plana iter.

Bu davranışlar dışarıdan yalnızca “fazla hassas”, “mesafeli”, “kontrolcü” ya da “insanları memnun etmeye çalışan” özellikler gibi görünebilir.

Oysa bazı durumlarda bunlar geçmişte işe yaramış korunma yollarının bugünkü yansımaları olabilir.

Bir zamanlar koruyan şey, bugün sınırlayan şeye dönüşebilir.

Kompleks travmanın belki de en zor taraflarından biri budur.

Tehlike ortadan kalktığında hayatta kalma stratejileri otomatik olarak ortadan kalkmaz.

Bir çocuk sessiz kalarak kendini korumuşsa yetişkin olduğunda sesini duyurmakta zorlanabilir.

Başkalarının ruh halini sürekli takip ederek güvende kalmışsa yıllar sonra kendi ihtiyaçlarından önce herkesinkini fark edebilir.

Kimseye güvenmemek onu geçmişte korumuşsa bugün yakınlık kurmak tehlikeli hissettirebilir.

Kontrol sahibi olmak belirsizliği azaltmışsa, kontrol edemediği durumlar yetişkinlikte yoğun kaygı yaratabilir.

Bu nedenle iyileşme, geçmişi silmek ya da “artık düşünmemek” değildir.

Judith Herman’ın travma üzerine çalışmalarında vurguladığı gibi iyileşme; güvenliğin yeniden kurulması, travmatik deneyimin anlamlandırılması ve kişinin yaşamla ve ilişkilerle yeniden bağ kurabilmesi gibi süreçleri içerir.

Belki de en önemli değişimlerden biri, kişinin bugünü geçmişten ayırabilmeye başlamasıdır.

“O zaman tehlikedeydim; şu anda aynı yerde değilim.”
“O zaman seçeneğim yoktu; bugün seçeneklerim olabilir.”
“O zaman kendimi korumak için buna ihtiyacım vardı; bugün başka yollar öğrenebilirim.”

Bu ayrım geçmişte yaşananları küçültmez. Tam tersine, bir zamanlar gerekli olan savunmaların neden var olduğunu anlamayı ve artık gerekli olmadıkları durumlarda onları yavaş yavaş değiştirebilmeyi mümkün kılar.

İyileşmek, hiç tetiklenmemek anlamına gelmeyebilir.

Daha çok, tetiklendiğimizde ne olduğunu fark edebilmek; geçmişten gelen alarm ile bugünün gerçek tehlikesini birbirinden ayırabilmek ve eskiden otomatik olan tepkilerin yerine yeni seçenekler koyabilmektir.

Belki de kompleks travmadan iyileşmenin en önemli taraflarından biri, yıllarca hayatta kalmaya göre şekillenmiş bir yaşamın içinde yavaş yavaş başka bir soruya yer açabilmektir:

“Artık yalnızca kendimi korumak zorunda değilsem, nasıl yaşamak istiyorum?”

Çünkü bazen iyileşmek geçmişi unutmak değil, geçmişin bugünü yönetmek zorunda olmadığını keşfetmektir.

Kompleks travma, uzun süreli veya tekrarlayan travmatik yaşantıların kişi üzerindeki çok boyutlu etkilerini anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Kompleks travma ile ICD-11’de tanımlanan kompleks travma sonrası stres bozukluğu (CPTSD) birbiriyle ilişkili olmakla birlikte aynı kavram değildir. CPTSD, PTSD belirtilerine ek olarak duygu düzenleme güçlükleri, olumsuz kendilik algısı ve ilişkilerde kalıcı güçlüklerle karakterize edilen klinik bir tanıdır.

Kaynakça

  • Herman, J. L. (1992). Trauma and Recovery.
  • van der Kolk, B. A., Roth, S., Pelcovitz, D., Sunday, S., & Spinazzola, J. (2005). Disorders of extreme stress: The empirical foundation of a complex adaptation to trauma.
  • Cloitre, M., Garvert, D. W., Brewin, C. R., Bryant, R. A., & Maercker, A. (2013). Evidence for proposed ICD-11 PTSD and complex PTSD: A latent profile analysis.
  • World Health Organization. ICD-11: Complex post traumatic stress disorder.
  • Herman, J. L. (2022). Truth and Repair: How Trauma Survivors Envision Justice.

İlk adım

Psikolojik danışmanlık süreciyle ilgili, şimdi iletişime geçebilirsiniz.